Prof.Dr.Bengi Başer

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kalp yetersizliği ile çok sık karşılaşıldığını ve bu seyirde devam ederse 2030 yılına kadar dünya genelinde…

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kalp yetersizliği ile çok sık karşılaşıldığını ve bu seyirde devam ederse 2030 yılına kadar dünya genelinde yüzde 46’lık bir artış görülebileceğine dikkat çekti.

Medicana Kadıköy Hastanesi ve Novartis Türkiye ev sahipliğinde Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlenen Kalbini Erken Tanı eğitim semineri düzenlendi. Kalp yetersizliği ile ilgili toplumsal bilinci arttırmak, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi vermek amacıyla düzenlenen seminerde konuşma yapan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, “Kalp yetersizliği dünyada ve ülkemizde sık rastlanılan bir klinik tablodur. Önümüzdeki 15-20 yıl içinde toplum sağlığını tehdit edici boyutlara ulaşılacağı tahmin edilmektedir. Ülkemizde kalp yetersizliğinin genel nüfusa oranı yüzde 0.3 – yüzde 2 arasında değişmektedir. Yaş bazında detay verecek olursak 65 yaş üzerinde görülme oranı yüzde 3 – yüzde 5; 75 yaş üzeri görülme oranı yüzde 25’tir. Bu tabloya bakıldığında erken yaşta kalp yetersizliği konusunda bilinçlenmek çok önemlidir” dedi.

Kalp yetmezliğinin, kontrolsüz yüksek tansiyon, kişide ve/veya ailesinde görülen kalp krizi öyküsü, doğumsal anomaliler, kronik akciğer hastalıkları, bazı ateşli hastalıklar, şeker hastalığı, guatr, aşırı kilo ve çeşitli ilaçların yan etkileri nedeniyle oluşacağını belirten Prof. Dr. Bengi Başer, “Kalp, her atımında kasılıp gevşeyerek vücuda kan pompalayan bir kastır. Kalp yetersizliğinde kalp doğru şekilde çalışamayacak kadar zayıf düşer. Bu kalbin yeterince kuvvetle kasılmadığı veya yeterince kanla dolmadığı anlamına gelir. Böylece kan pompalama sitemi bozulur. Bu da kalp yetersizliği olarak tanımlanır” dedi.

“Doğru ve erken teşhis, uygun tedavi için belirtilerini göz ardı etmemek gerekir”

Kalp performansının azalması sonucu, kalbin doku ve organlara gereken yeterli kanı iletememesiyle ortaya çıkan kalp yetersizliğinin oldukça yaygın bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bengi Başer, kalbin vücuda yeterli miktarda kan pompalayamaması sonucu akciğerlerde ve vücudun değişik bölgelerinde sıvı birikimi meydana geldiğini bu durumun da belli başlı belirtileri olduğunu söyledi.

Başer, “Nefes darlığı, halsizlik, öksürük ve hırıltı, vücutta ödem, çarpıntı ve çabuk yorulma gibi belirtileri olan kalp yetersizliğinde erken teşhis çok önemlidir” dedi.

Semptomları fark edenlerin hemen bir uzmana başvurması gerektiğinin altını çizen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kronik hale gelen kalp yetersizliğinin hastaların hayat kalitelerinde kalıcı bozulmalara yol açacağını, belirtilerin kesinlikle göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Kalp yetersizliği şüphesi ile gelen hastalarda temel şikayetlerinin ne olduğuna bağlı olarak EKG (elektrokardiyografi), EKO (ekokardiyografi), göğüs röntgeni ve kan tahlilleri tetkiklerinin uygulandığını söyleyen Prof. Dr. Bengi Başer, kalp yetersizliği erken teşhis edilmiş ve kalıcı bir hasara yol açmamış bir nedene bağlı ise tedavi edilebileceğini, ancak çoğu durumda teşhis konulduğu anda genellikle kalıcı kalp hasarı meydana geldiği için tablonun stabil halinin korunması ve ilerlememesi için tedavi uygulandığı ifade etti.

Kalp yetersizliği tedavisinin temelde üç basamaktan oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Bengi Başer, bunları şöyle sıraladı: “Tedavi basamakları, sağlıklı beslenme ve tuz tüketiminin azaltılması, düzenli ve uygun egzersizlerle yaşam tarzının değiştirilmesi, ilaç tedavileri ve ileri aşamalarda pil ve cerrahi müdahalelerden oluşur. Bunlar kalp yetersizliği durumunda hastanın olmazsa olmaz kurallarıdır” dedi.

Kalp yetersizliğinde dikkat edilmesi gerekenler

Kronik kalp yetersizliği ile yaşamayı öğrenmenin yaşam kalitesini koruyacağını önemle vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, günlük kontrolleri ve rutin olarak dikkat edilecek kuralları şöyle açıkladı: “Diğer kronik hastalıklarda da olduğu gibi günlük düzenli kontroller ve kendi vücudunuzu tanımanız onu okuyabilmeniz çok önemlidir. Kalp yetersizliğinde en hassas konu vücutta ödem ve sıvı birikmesidir. Bu yüzden her sabah tuvalet ihtiyacınızı giderdikten sonra üzerinizde benzer kıyafetler olacak şekilde tartılın. Eğer 3 gün içinde vücut ağırlığınız 1,5 – 2 kilodan fazla artış gösterirse mutlaka uzman hekiminize başvurun. Vücudunuzda sıvı birikmesi (ödem) olup olmadığını anlamanın diğer bir yolu da her gün parmağınızı ayak bileğinize, baldırınızın ön kısmına ve dizinize hafifçe bastırarak çukur ve/veya gömülme olup olmadığına bakmaktır. Değişiklik durumunda mutlaka hekiminize bilgi verin. Diğer yandan normalden daha fazla nefes darlığı yaşamak, geceleri daha fazla yastık kullanmak, sürekli öksürük ve hırıltı, balgam renginin değişmesi ve hafif pembeleşmesi, konuşma sürekliliğinde zorlanma hastalığın maalesef ki ilerlediğini gösterir. Bu sebeple kalbinizin ne durumda olduğunu ne kadar iyi olduğunu ancak hastalığı tanıyarak ve farkında olarak analiz edebilirsiniz” şeklinde konuştu.

Kalp yetersizliği yaşayan hastaların verilen ilaçları düzenli kullanmanın yanı sıra, uygun zamanda, uygun dozda ve öğün ilişkisine dikkat ederek kullanılmasının önemini belirten Prof. Dr. Bengi Başer, “İlaçlarınızın her birini her gün ve doğru zamanda kullanın. Kullanım zamanları ile ilgili değişiklik yapmak için mutlaka hekiminize danışın. Tedaviye rağmen rahatlamayan şiddetli göğüs ağrısı, ciddi ve inatçı nefes darlığı, bayılma; nefes darlığında artış, nefes darlığı ile sık sık uykudan uyanma, uyku için yastık sayınızda artış ihtiyacı durumlarında acilen hekiminize başvurun” dedi.

Kalp yetersizliği ve beslenme ilişkisi

Beslenmenin her kronik hastalıkta olduğu gibi kalp yetersizliğinde de çok önemli bir etken olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, “Günlük 1,5-2 litre su mutlaka içilmeli, günlük tuz tüketimi 1 silme tatlı kaşığını (5 gram) geçmemelidir. Sebze meyve kepekli ürünler yüksek posa içerirler. Beslenmede bunlara sıkça yer verilmelidir. Yüksek posa içeren ürünler kan şekerini ve kan yağlanmasını kontrol altında tutmayı kolaylaştıracaktır. Görünür tuz içeren kraker, cips, tuzla kavrulmuş kuruyemişlerden uzak durulmalıdır. Ayrıca salamura gıdalar yüksek oranda tuz içerir. Bu yüzden zeytin, turşu, salamura edilmiş balık, konserve ürünler, salça, hazır çorbalar ve et/tavuk suyu tabletlerinden de uzak durulmalıdır. Salam, sosis, sucuk, pastırma ve füme edilmiş et ürünleri yüksek miktarda sodyum içerdiği için uzak durulması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Son yıllarda kalp yetersizliği tedavisinde önemli adımlar atıldığını vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, “Kalp yetersizliği kardiyolojinin en çaresiz kaldığı alanlardan biriydi. Ama yeni nesil ilaçlar ve tedavi yöntemleriyle kalp yetersizliği ve hastalığın oluşturduğu çaresizlik bir kader olmaktan çıktı. Yeni tedavi yöntemleriyle hedefimiz ölümü ve hastane yatışlarını engellemek kadar, hastaların egzersiz kapasitesini ve hayat kalitesini yükseltmeye çalışmak. Doğru zamanda doğru tedaviye başlamak hastaların hayat kalitesini yükseltmede çok önemli rol oynuyor” diye ifade etti.

Prof.Dr.Bengi Başer

Kalp hastalarını kışın bekleyen tehlikeler ve korunma yolları

Medicana Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kış aylarında artan hastalıklar ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Kış ayları  gelmeden kalp hastalarının bu döneme kendilerini hazırlamalarının uygun olduğunu belirten Başer,‘’Soğuğa maruz kalan kalp hastalarında basit bir gribal enfeksiyon, akciğerleri etkisi altına alacak önemli bir sağlık sorununa dönüşebilir” dedi.

“Soğuk hava nabızda artışa, kanın pıhtılaşmaya eğilimli oluşuna, kan basıncında yükselmeye neden olabilmektedir” diyen Başer, “Soğuk hava kalp krizini, yüksek tansiyon ataklarını, kalp yetersizliğine bağlı alevlenmelerle birlikte hastane yatışlarını tetikler’’ diye uyardı.  Başer soğuk hava ve kalp krizi ilişkini ise şöyle anlattı:

“SOĞUK HAVALARDA AĞIR İŞ VE EGZERSİZ  KRİZE DAVETİYE ÇIKARIYOR”

“Özellikle yaşlı, kalp ve hipertansiyon hastaları ile aşırı kilolu kişilerin soğuk havalarda ağır iş ve egzersizler yapmasının, terliyken rüzgarda kalmasının kalp krizine davetiye çıkarır. Çalışmalar kalp krizi riskinin kışın arttığını ve diğer mevsimlere göre yüzde 53 daha fazla olduğunu göstermektedir.Yine yaz aylarına göre daha ölümcül seyrettiğini de göstermektedir.Solunum yolu enfeksiyonlarına yol ajan bazı mikrop türleri, kış aylarında daha fazla kalori içeren yağlı besinlerin tüketilmesi ve b kalorinin harcanamaması, güneşle temasın daha az olmasının getirdiği bazı hormonal değişiklikler,D vitamin düşüklüğü ve kapalı havaların oluşturduğu stres ,soğuk nedeniyle damarlarda spazmın tetiklenmesi kış aylarında kalp krizi artışının temel nedenleridir.

“YÜKSEK TANSİYONU OLANLAR DİKKAT!”

Soğuk havada vücut mevcut ısısını korumak üzere cilde daha az kan gönderir ve bunu da tüm damarlarda özellikle cildi besleyen damarlarda büzülme oluşturarak yapar. Bu büzülme otomatik olarak tansiyonun yükselmesine neden olur.”

“GRİP SALGINLARI KALP HASTALARINDA  SORUNLARA YOL AÇABİLİR”

Koroner kalp hastaların da kalp krizi riskinin artışı yanında, kalp hastalarında kışın artan grip salgını da kalp hastalarında ciddi problemlere yol açabildiğini söyleyen Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, alınması gereken tedbirleri sıraladı: ” Enfeksiyonlar özellikle kalp yetersizliği olan hastalarda klinik seğri ağırlaştırıp hastalığın alevlenmesini tetikler.Kış aylarının kalbinize yaptığı etkileri azaltmak için bazı önlemler almak gerekir.Özellikle soğuk havada yapılacak aktiviteler sırasında, mümkün olduğunca dışarıda çok fazla kalmamak ve ağır işler yapmamak gerekir. Bu aktivite soğuk,rüzgarlı hava daha hafif bir yokuşta veya karlı bir yolda yürümek dahi olsa dikkat etmek gerekir. Soğuğun etkisini en aza indirmek için birkaç kat halinde sıcak tutacak giysiler giyilmelidir.Isı kaybının büyük kısmı baş bölgesinden olduğu için bere veya şapka, eldiven, atkı kullanılmalıdır.Rüzgarlı havalarda rüzgarı arkanıza alarak yürümek daha doğrudur.Özellikle kalp hastası olduğunu bildiğimiz kişilerin ağzını bir atkı ile örtmesi faydalı olacaktır.Kalbin üzerine binen yükü azaltmak için, sık sık dinlenme araları verilmelidir.Eğer spor amaçlı yapılan bir aktivite ise sabah saatleri ve güneşli günler tercih edilmelidir. Öncesin de ağır yemek yemekten ve alkol almaktan kaçınılmalıdır.Alkollü iken soğuk havada yürümek veya spor yapmak hem vücut ısısını daha çok düşmesine,hem de kalp yükünün çok artmasına sebep olacaktır.Hemen yemek sonrası yapılan aktiviteler için de aynı şey geçerlidir. Ayrıca sigara içmiş olarak egzersiz yapmak da kalp krizi riskini çok arttırmaktadır.Çünkü, sigara bir çok zararının yanında, aynı zamanda koroner damar büzüşmesini arttırmakta ve kanın pıhtılaşmasına sebep olmaktadır.Sigara içmeyin ve sigara içiyorsanız mutlaka bırakın.”

“YENİ EGZERSİZE BAŞLAMADAN DOKTORUNUZA DANIŞIN”

Prof.Dr. Başer son olarak şu uyarıyı yaptı ve “Düzenli olarak egzersiz yapmıyorsanız, orta yaş ve üzerindeyseniz, soğuk havada yeni egzersize başlayacaksanız, öncesinde mutlaka doktorunuza danışmanız doğrudur.Spor konusunda da dikkatli olmak,ağır spor faaliyetlerinden uzak durmak doğru olacaktır. Spor yapmak isteyenler kapalı spor salonlarını tercih edebilirler.Kardiyovasküler hastalıkları olanların grip ve zatürre aşılarını yaptırmaları riskilerin azaltılmasında önemli katkıda bulunacaktır.”diye konuştu.

Prof.Dr.Bengi Başer

KALBİNİZ İÇİN HAYATI YAVAŞLATIN

Medical Park Ordu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kalp sağlığı konusunda uyarı ve tavsiyelerde bulundu. Dr. Başer, kalp sağlığı için düzenli beslenmenin, spor yapmanın, stresten uzak durmanın, alkolden uzak durmanın ve hayatı yavaşlatmanın önemli olduğuna dikkat çekti.
Kalp sağlığı için öncelikle sağlıklı beslenmenin önemli olduğunu vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kolesterolü gerekli seviyeye düşürmek ve kalp hastalıklarından korunmak için zeytinyağının en doğru seçenek olduğunu belirtti. Tereyağı, iç yağı gibi hayvansal yağlar ile hazır gıdaların içindeki trans yağların kalp sağlığı için risk oluşturduğunu kaydeden Başer, “Kırmızı eti mümkün olduğunca tüketmemeye özen gösterin. Et tercihinizi balık, hindi, tavuk etinden yana kullanın. Beslenmenizde, fasulye, mercimek, bezelye gibi kolesterolsüz, bitkisel protein kaynaklarına yer vermelisiniz. Yağsız veya az yağlı, süt ve süt ürünleri tüketmelisiniz. Konsantre süt, karaciğer, işkembe gibi sakatatlardan; sosis, sucuk, salam gibi gıdalardan uzak durmalısınız” dedi.
Düşük kalorili sebze ve meyvelerin kalp hastalıklarına karşı koruyucu maddeler içerdiğini, günde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesinin ideal beslenme şekli olduğunu belirten Başer, “Beslenmenizde beyaz un yerine işlenmemiş buğday unu (kepekli) tercih edin. Hatta daha doğru olanı un ve unlu gıdalardan yani glutenden uzak durmaktır. Eskilerin tabiriyle 3 beyazdan uzak durmak gereklidir. Fast food dediğimiz gıdalar, kızartmalar kesinlikle uzak durulacak ürünlerdir. Kuru meyve, çiğ fındık, ceviz, badem gibi sağlıklı atıştırmalıklar yararlıdır. Ayrıca gazlı içecekler, fazla miktarda çay, kahve ve alkol tüketimi de kalp sağlığı açısından olumsuzluk meydana getirir” diye konuştu.
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, “Yağların karın çevresinde toplanmasının özellikle kalp-damar hastalığı riskini arttırdığını ve bel çevresinin kadınlarda 88, erkeklerde 102 santimi geçmemesi gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Fazla kilolarınızdan kurtulmaya çalışmalısınız. Bunun için öğün aralarında gereksiz atıştırmalara, hızlı yemek yemeye son verilmelidir. Yukarıda bahsettiğimiz sağlıklı beslenme önerilerine uymaya özen gösteriniz. Günde 2-2.5 litre suyun altına düşmeksizin su tüketin. Yavaş ve istikrarlı kilo vermenin daha sağlıklı ve kalıcı olduğunu unutmayın. Kilo kaybı sağlıklı bir yaşam için ilk adımdır. Kilo vermek; kan basıncını, kan şekerini, kan yağlarını ve erken ölüm riskini azaltır. Östrojen hormonu kadınları damar sertliğine karşı korur. Ancak menopozla birlikte östrojen hormonu ortadan kalktığı için kadınlarda anormal bir damar sertliği süreci başlar. Bu nedenle menopozun geciktirilmesi için konusunda uzman bir doktor tarafından tedavi uygulanmalıdır. Bu hormonun meme kanseri riskini arttırdığına ilişkin tartışmalar olsa da, istatistiklere göre, Amerika‘da her yıl 250.000 kadın koroner kalp hastalığından yaşamını kaybetmektedir. Meme kanserinden ölenlerin sayısı ise 45.000 civarında. Kısacası koroner kalp hastalığında risk daha büyüktür. Hareketsiz yaşamdan ve aşırı stresten uzak durmaya özen gösterin. Düzenli egzersiz, kalp hastalıkları ve kalp krizinden korur. Kalbinizi, kemiklerinizi ve kaslarınızı güçlendirir. Ancak 35 yaşından sonra yoğun efor gerektiren bir spora başlayacaksanız, gizli kalp hastalığı riskine karşı mutlaka detaylı bir kalp sağlığı kontrolünden geçin. Egzersizin en ideali uzun yürüyüşlerdir. Bisiklet, yüzme, yoga, plates de diğer kalp dostu sporlardır. Haftada en az 150 dakikayı yürüyüşe ayırmak gerekir. Yürüme ve egzersiz ile LDL yani kötü kolesterolünüzü düşürüp, HDL yani iyi kolesterolünüzü yükseltebilirsiniz. Ayrıca tansiyon kontrolünüzü sağlamanıza da yardımcı olur. Ani ya da sürekli stres kalbi yoran en önemli unsurlardır. Bu nedenle yaşam tarzı değişikliği önemlidir. Gevşeme teknikleri, doğa sporları, resim, müzik, el sanatları çalışmaları ile stresten arınmak mümkündür. Özellikle aşırı hırsları, mükemmeliyetçiliği yenmenin sırlarına ulaşmayı hedeflemeniz gereklidir” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Bengi Başer, “Aile geçmişinizde kalp hastası varsa, şişmansanız, diyabet veya yüksek tansiyon hastasıysanız, sigara kullanıyorsanız 30, değilseniz 40 yaşından sonra şu testleri yaptırın. Total kolesterol, HDL (iyi huylu kolesterol), LDL (kötü huylu kolesterol), trigliserid ve kan şekeri. Kan yağları dışında düzenli olarak yüksek tansiyonunuzu ölçtürün. Doktorunuzun önerisine göre de daha farklı tetkikler yapılabilir. Yaşamdan zevk alamamak, sürekli mutsuzluk, kendine özenin azalması, kronik yorgunluk, uykuya doyamamak, aşırı yemek ya da iştahsızlık, dikkat dağınıklığı gibi bulgular depresyon göstergesi olabilir. Bu gibi durumları yaşayan kişilerin psikolojik destek alarak tedavi olmaları kalp sorunlarını azaltacaktır. Koroner arter hastalığının yeni tedavi klavuzları artık korunma ve tedavide depresyon ilaçlarına da yer vermektedir. Kendinizle, yaşamla, ailenizle, eşinizle, dostlarınızla barışık olun. Çok çabuk karar veren, hızlı hızlı konuşan, merdivenleri birkaç basamak birden çıkmaya çalışan, sabırsız biriyseniz (A tipi kişilik) yavaşlayın. A tipi kişilikte kandaki adrenalin seviyesi çok yükselir, bu da spazma neden olur. Riskinizi azaltmak için daha yumuşak, sakin hareket eden, huzurlu biri olmaya özen gösterin. Bu alanda en önemlisi sigara ve alkoldür. Sigaranın bir tanesi bile zararlıdır. Alkol tüketiminden de uzak durulmalı, en fazla haftada 1 yani sosyal içici olarak tüketmek daha doğru olanıdır. Uyarıcı maddeler ise en tehlikeli grup olup ani kalp krizine kadar götürebilir. Kedi, köpek besleyen kişiler sedanter yaşamdan kopmakla kalmayıp, gün boyu yüklendikleri negatif enerjiyi de onlarla atarlar. Evcil hayvan besleyenlerde kalp krizi anlamlı oranda azaldığından kendinize ömür boyu sahiplenecek barınak hayvanlarından seçin. Hem can kurtarın hem de canınızı” dedi.

Prof.Dr.Bengi Başer

D vitamini eksikliği nelere yol açar?

Yapılan araştırmalar D vitamini eksikliğinin kolon ve prostat kanserini tetikleyebileceğini ortaya koyuyor. Türkiye’de her 3 yetişkinden 2’sinin D vitamini eksikliği yaşadığına dikkat çeken Prof. Dr. Bengi Başer, şu uyarılarda bulunuyor: “D vitamini eksikliği, özellikle ileri yaşlarda kalp hastalıklarından ölüm riskini artırıyor. D vitamini eksikliği yaşayan gençlerde ise metabolik sendrom görülme riski 4 kat fazla.”

Günümüzde birçok kişinin en büyük şikayetlerinin başında yorgunluk, stres, kas ve kemik ağrıları geliyor ama çoğu zaman bu sorunun nereden kaynaklandığı bulunamıyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, aslında bütün bu şikayetlerin nedeninin D vitamini eksikliği olabileceğine dikkat çekiyor. Daha önceleri D vitaminine kemik sağlığı açısından önem taşıyan ve dışarıdan alınması gereken bir vitamin gözüyle bakıldığını söyleyen Prof. Dr. Bengi Başer, “Ancak yapılan son araştırmalar, D vitamininin öneminin bugüne kadar bilinenden çok daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Bu vitaminin insandaki 200’den fazla geni etkilediği, bu genler arasında kanser ve bağışıklıkla ilgili hastalıklarla bağlantılı olanların da bulunduğu anlaşıldı” diyor. Başer, D vitamini eksikliğinin yol açtığı sağlık sorunlarını şöyle anlatıyor:

Gençlik döneminde zor fark ediliyor

“Türkiye’de her üç yetişkinden ikisinin D vitamini eksik. Eksiklik genelde gençlik ve orta yaş döneminde çok fazla fark edilemiyor. Ancak kanda ölçümle saptanabiliyor. Rahatsızlık, yaş ilerledikçe ve D vitamini eksikliği arttıkça kaslarda güçsüzlük, sık düşme ve geceleri özellikle kramplar ve yaygın vücut ağrıları gibi silik şikâyetlerle kendini gösteriyor.

Kalp hastalığından ölüm riskini artırıyor

ABD’deki Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan araştırmada kandaki D vitamini düzeyi ile 65 yaş üstü ölüm oranı arasındaki ilişki incelendi. Sonuçlar D vitamini eksikliğinin özellikle ileri yaşlarda kalp hastalıklarında ölüm riskini artırdığını ortaya koydu. Düşük D vitamini seviyesinin kalp yetmezliğinde de rol oynadığı belirlendi. Araştırmacılar, 3 bin 400 kişinin kan örneklerini analizi sonucunda, D vitamini oranı düşük olanların kalp hastalıklarından kaynaklanan ölüm riskinin diğerlerinden üç kat fazla olduğunu tespit etti.

Yüksek tansiyon riski 2 kat fazla

Yetişme çağında yeterince D vitamini almayan gençlerin, alanlara oranla yüksek tansiyon ve şeker hastalığına yakalanma olasılığının 2 kat, kalp damar hastalıklarının en önemli nedeni olan metabolik sendroma yakalanma olasılığının ise 4 kat fazla olduğu belirlendi. Johns Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu’ndan Dr. Jared Reis yönetiminde 12-19 yaşlarındaki 3 bin 577 kişi üzerinde yapılan bir diğer araştırmada ise D vitamininin önemi vurgulanarak, kapalı mekanlarda zaman geçirme ve düzensiz beslenme alışkanlıklarının, gençlerin ve ergenlerin gelecekteki sağlıklarını da ipotek altına aldığına dikkat çekildi.

Sırt ağrısı çekenler dikkat

Düşük seviyedeki D vitamini sadece kemik erimesi riskini yüzde 300 artırmakla kalmıyor, aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor. Sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80’inde de D vitamini eksikliği gözlemleniyor.

12 Kanser türüyle ilişkisi var

D vitamini eksikliği kemik problemleri ve kalp hastalıklarının yanı sıra, kolon ve prostat kanseri gibi pek çok hastalığa neden olabiliyor. Öyle ki Cancer dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre D vitamini eksikliği, her yıl 23 bin yeni kanser vakasına yol açabilecek potansiyele sahip ciddi bir sorun olarak tanımlanıyor.

Laboratuvar çalışmalarına göre normal D vitamini seviyelerine sahipseniz, kanser hücreleri vücudunuzda gelişmekte zorlanıyor. D vitamini açısından güçlü bir beslenme düzenine sahip kişilerde, kanserli kolon dokularının gelişme riskinin yüzde 40 azaldığı görülüyor.

NASA doktorlarından William Grant ise birkaç yıl önce yaptığı araştırmada, düşük UV seviyesi ile 12 farklı kanser türü arasında bir ilişki buldu. Bu araştırma, ABD’nin kuzeyinde yaşayanların, güneydekilere kıyasla bir buçuk kat daha fazla kolon, prostat ya da göğüs kanserine yakalandıklarını ortaya çıkardı.

Vitamin desteğini doktora danışmadan kullanmayın

En önemli D vitamini kaynaklarından biri güneştir. Ancak D vitamini güneş dışında besinler yoluyla da alınabilir. Balık yağı, süt ve süt ürünleri, morina balığı yağı, sardalye, uskumru, somon, ton balığı, yumurta sarısı, tereyağı, yulaf ezmesi gibi besinlerde D vitamini bulunur. D vitamini içeren besinlerde D vitamini etkin halde bulunmaz, önce karaciğer sonra böbrek tarafından iki aşamada aktif hale dönüşür.

Sadece beslenmeyle D vitamini gereksinimini karşılamak oldukça zordur. Çünkü bir yumurta 20 IU, bir bardak süt 100 IU, bir tatlı kaşığı balık yağı 400 IU D vitamini içerir. Saat 10.00-15.00 arasında günde 10 dakika güneşlenmek, ciltten 3000 IU civarında D vitamini sentezini sağlar. İşte bu nedenle güneşlenme imkânının olmadığı kış aylarında D vitamini desteklerinden istifade edilebilir. Ancak bu besinler, kandaki D vitamini seviyesini ölçmeden, yani doktor tavsiyesi olmadan asla alınmamalıdır. Öyle ki, D vitamininin fazlası bebeklerde zihinsel ve fiziksel geriliğe, çocuklarda ise boy kısalığına ve zehirlenmelere bile neden olabilir. D vitamini eksikliği ve yetersizliği tanısı, kandaki D vitamini (25OHD) düzeyleri ile konabilir. 30 ng/ml üzeri normal, 20-30 ng/ml arası D vitamini yetersizliği, 20 ng/ml altı D vitamini eksikliği olarak tanımlanır.”