screencapture-youtube-watch-2020-03-28-14_03_09

Tele1

Koronavirüs insanlığın kırılma noktası mı? Koronavirüs belirtileri nelerdir?

Prof.Dr.Bengi Başer

Dash Diyeti

DASH diyeti: Daha düşük kan basıncı için sağlıklı beslenme

DASH diyeti kalp ve damar sağlığını korumak, kan basıncını dengelemek için; porsiyon büyüklüğünü, sağlıklı yiyecekleri tüketmeyi ve doğru miktarlarda besin öğelerini almayı hedefleyen bir diyet şeklidir.

DASH kısaltması İngilizce “Dietary Approaches to Stop Hypertension” ifadesinden gelmektedir ve Türkçesi “Hipertansiyonu Önlemek İçin Diyet Yaklaşımları” şeklindedir. DASH diyeti yüksek tansiyonu (hipertansiyonu) önlemek ya da tedavi etmeye yardımcı olmak için düzenlenmiş, yaşam boyu sağlıklı beslenmeyi hedefleyen bir diyet şeklidir. DASH diyeti; beslenmenizdeki tuzu (sodyumu) azaltma ve daha düşük kan basıncına sahip olmayı sağlayacak besinlerden (kalsiyum, magnezyum, potasyumdan zengin olan besinler) çeşitli şekilde yeme konusunda yönlendirmektedir.

DASH diyetinin uygulanması halinde, sadece iki haftada tansiyonunuzu (kan basıncınızı) birkaç birim azaltabilirsiniz. Zamanla tansiyonunuz 14/8’ e kadar düşebilecektir ki; bu durum sizi belirgin sağlık risklerinden korumaya oldukça yardımcıdır.

DASH diyeti osteoporoz (kemik erimesi), kanser, kalp hastalıkları, felç ve şeker hastalığına yakalanma riskini de azaltmaktadır. DASH diyeti kilo verme esasına dayalı bir program olmamakla birlikte, sizi sağlıklı yiyeceklere yönlendirdiği için bu diyeti uygulamaya başlayınca istenmeyen kilolarınızdan da kurtulabilirsiniz.

Prof.Dr.Bengi Başer

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kalp yetersizliği ile çok sık karşılaşıldığını ve bu seyirde devam ederse 2030 yılına kadar dünya genelinde…

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kalp yetersizliği ile çok sık karşılaşıldığını ve bu seyirde devam ederse 2030 yılına kadar dünya genelinde yüzde 46’lık bir artış görülebileceğine dikkat çekti.

Medicana Kadıköy Hastanesi ve Novartis Türkiye ev sahipliğinde Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlenen Kalbini Erken Tanı eğitim semineri düzenlendi. Kalp yetersizliği ile ilgili toplumsal bilinci arttırmak, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi vermek amacıyla düzenlenen seminerde konuşma yapan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, “Kalp yetersizliği dünyada ve ülkemizde sık rastlanılan bir klinik tablodur. Önümüzdeki 15-20 yıl içinde toplum sağlığını tehdit edici boyutlara ulaşılacağı tahmin edilmektedir. Ülkemizde kalp yetersizliğinin genel nüfusa oranı yüzde 0.3 – yüzde 2 arasında değişmektedir. Yaş bazında detay verecek olursak 65 yaş üzerinde görülme oranı yüzde 3 – yüzde 5; 75 yaş üzeri görülme oranı yüzde 25’tir. Bu tabloya bakıldığında erken yaşta kalp yetersizliği konusunda bilinçlenmek çok önemlidir” dedi.

Kalp yetmezliğinin, kontrolsüz yüksek tansiyon, kişide ve/veya ailesinde görülen kalp krizi öyküsü, doğumsal anomaliler, kronik akciğer hastalıkları, bazı ateşli hastalıklar, şeker hastalığı, guatr, aşırı kilo ve çeşitli ilaçların yan etkileri nedeniyle oluşacağını belirten Prof. Dr. Bengi Başer, “Kalp, her atımında kasılıp gevşeyerek vücuda kan pompalayan bir kastır. Kalp yetersizliğinde kalp doğru şekilde çalışamayacak kadar zayıf düşer. Bu kalbin yeterince kuvvetle kasılmadığı veya yeterince kanla dolmadığı anlamına gelir. Böylece kan pompalama sitemi bozulur. Bu da kalp yetersizliği olarak tanımlanır” dedi.

“Doğru ve erken teşhis, uygun tedavi için belirtilerini göz ardı etmemek gerekir”

Kalp performansının azalması sonucu, kalbin doku ve organlara gereken yeterli kanı iletememesiyle ortaya çıkan kalp yetersizliğinin oldukça yaygın bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bengi Başer, kalbin vücuda yeterli miktarda kan pompalayamaması sonucu akciğerlerde ve vücudun değişik bölgelerinde sıvı birikimi meydana geldiğini bu durumun da belli başlı belirtileri olduğunu söyledi.

Başer, “Nefes darlığı, halsizlik, öksürük ve hırıltı, vücutta ödem, çarpıntı ve çabuk yorulma gibi belirtileri olan kalp yetersizliğinde erken teşhis çok önemlidir” dedi.

Semptomları fark edenlerin hemen bir uzmana başvurması gerektiğinin altını çizen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kronik hale gelen kalp yetersizliğinin hastaların hayat kalitelerinde kalıcı bozulmalara yol açacağını, belirtilerin kesinlikle göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Kalp yetersizliği şüphesi ile gelen hastalarda temel şikayetlerinin ne olduğuna bağlı olarak EKG (elektrokardiyografi), EKO (ekokardiyografi), göğüs röntgeni ve kan tahlilleri tetkiklerinin uygulandığını söyleyen Prof. Dr. Bengi Başer, kalp yetersizliği erken teşhis edilmiş ve kalıcı bir hasara yol açmamış bir nedene bağlı ise tedavi edilebileceğini, ancak çoğu durumda teşhis konulduğu anda genellikle kalıcı kalp hasarı meydana geldiği için tablonun stabil halinin korunması ve ilerlememesi için tedavi uygulandığı ifade etti.

Kalp yetersizliği tedavisinin temelde üç basamaktan oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Bengi Başer, bunları şöyle sıraladı: “Tedavi basamakları, sağlıklı beslenme ve tuz tüketiminin azaltılması, düzenli ve uygun egzersizlerle yaşam tarzının değiştirilmesi, ilaç tedavileri ve ileri aşamalarda pil ve cerrahi müdahalelerden oluşur. Bunlar kalp yetersizliği durumunda hastanın olmazsa olmaz kurallarıdır” dedi.

Kalp yetersizliğinde dikkat edilmesi gerekenler

Kronik kalp yetersizliği ile yaşamayı öğrenmenin yaşam kalitesini koruyacağını önemle vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, günlük kontrolleri ve rutin olarak dikkat edilecek kuralları şöyle açıkladı: “Diğer kronik hastalıklarda da olduğu gibi günlük düzenli kontroller ve kendi vücudunuzu tanımanız onu okuyabilmeniz çok önemlidir. Kalp yetersizliğinde en hassas konu vücutta ödem ve sıvı birikmesidir. Bu yüzden her sabah tuvalet ihtiyacınızı giderdikten sonra üzerinizde benzer kıyafetler olacak şekilde tartılın. Eğer 3 gün içinde vücut ağırlığınız 1,5 – 2 kilodan fazla artış gösterirse mutlaka uzman hekiminize başvurun. Vücudunuzda sıvı birikmesi (ödem) olup olmadığını anlamanın diğer bir yolu da her gün parmağınızı ayak bileğinize, baldırınızın ön kısmına ve dizinize hafifçe bastırarak çukur ve/veya gömülme olup olmadığına bakmaktır. Değişiklik durumunda mutlaka hekiminize bilgi verin. Diğer yandan normalden daha fazla nefes darlığı yaşamak, geceleri daha fazla yastık kullanmak, sürekli öksürük ve hırıltı, balgam renginin değişmesi ve hafif pembeleşmesi, konuşma sürekliliğinde zorlanma hastalığın maalesef ki ilerlediğini gösterir. Bu sebeple kalbinizin ne durumda olduğunu ne kadar iyi olduğunu ancak hastalığı tanıyarak ve farkında olarak analiz edebilirsiniz” şeklinde konuştu.

Kalp yetersizliği yaşayan hastaların verilen ilaçları düzenli kullanmanın yanı sıra, uygun zamanda, uygun dozda ve öğün ilişkisine dikkat ederek kullanılmasının önemini belirten Prof. Dr. Bengi Başer, “İlaçlarınızın her birini her gün ve doğru zamanda kullanın. Kullanım zamanları ile ilgili değişiklik yapmak için mutlaka hekiminize danışın. Tedaviye rağmen rahatlamayan şiddetli göğüs ağrısı, ciddi ve inatçı nefes darlığı, bayılma; nefes darlığında artış, nefes darlığı ile sık sık uykudan uyanma, uyku için yastık sayınızda artış ihtiyacı durumlarında acilen hekiminize başvurun” dedi.

Kalp yetersizliği ve beslenme ilişkisi

Beslenmenin her kronik hastalıkta olduğu gibi kalp yetersizliğinde de çok önemli bir etken olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, “Günlük 1,5-2 litre su mutlaka içilmeli, günlük tuz tüketimi 1 silme tatlı kaşığını (5 gram) geçmemelidir. Sebze meyve kepekli ürünler yüksek posa içerirler. Beslenmede bunlara sıkça yer verilmelidir. Yüksek posa içeren ürünler kan şekerini ve kan yağlanmasını kontrol altında tutmayı kolaylaştıracaktır. Görünür tuz içeren kraker, cips, tuzla kavrulmuş kuruyemişlerden uzak durulmalıdır. Ayrıca salamura gıdalar yüksek oranda tuz içerir. Bu yüzden zeytin, turşu, salamura edilmiş balık, konserve ürünler, salça, hazır çorbalar ve et/tavuk suyu tabletlerinden de uzak durulmalıdır. Salam, sosis, sucuk, pastırma ve füme edilmiş et ürünleri yüksek miktarda sodyum içerdiği için uzak durulması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Son yıllarda kalp yetersizliği tedavisinde önemli adımlar atıldığını vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, “Kalp yetersizliği kardiyolojinin en çaresiz kaldığı alanlardan biriydi. Ama yeni nesil ilaçlar ve tedavi yöntemleriyle kalp yetersizliği ve hastalığın oluşturduğu çaresizlik bir kader olmaktan çıktı. Yeni tedavi yöntemleriyle hedefimiz ölümü ve hastane yatışlarını engellemek kadar, hastaların egzersiz kapasitesini ve hayat kalitesini yükseltmeye çalışmak. Doğru zamanda doğru tedaviye başlamak hastaların hayat kalitesini yükseltmede çok önemli rol oynuyor” diye ifade etti.

Prof.Dr.Bengi Başer

Kalp hastalarını kışın bekleyen tehlikeler ve korunma yolları

Medicana Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, kış aylarında artan hastalıklar ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Kış ayları  gelmeden kalp hastalarının bu döneme kendilerini hazırlamalarının uygun olduğunu belirten Başer,‘’Soğuğa maruz kalan kalp hastalarında basit bir gribal enfeksiyon, akciğerleri etkisi altına alacak önemli bir sağlık sorununa dönüşebilir” dedi.

“Soğuk hava nabızda artışa, kanın pıhtılaşmaya eğilimli oluşuna, kan basıncında yükselmeye neden olabilmektedir” diyen Başer, “Soğuk hava kalp krizini, yüksek tansiyon ataklarını, kalp yetersizliğine bağlı alevlenmelerle birlikte hastane yatışlarını tetikler’’ diye uyardı.  Başer soğuk hava ve kalp krizi ilişkini ise şöyle anlattı:

“SOĞUK HAVALARDA AĞIR İŞ VE EGZERSİZ  KRİZE DAVETİYE ÇIKARIYOR”

“Özellikle yaşlı, kalp ve hipertansiyon hastaları ile aşırı kilolu kişilerin soğuk havalarda ağır iş ve egzersizler yapmasının, terliyken rüzgarda kalmasının kalp krizine davetiye çıkarır. Çalışmalar kalp krizi riskinin kışın arttığını ve diğer mevsimlere göre yüzde 53 daha fazla olduğunu göstermektedir.Yine yaz aylarına göre daha ölümcül seyrettiğini de göstermektedir.Solunum yolu enfeksiyonlarına yol ajan bazı mikrop türleri, kış aylarında daha fazla kalori içeren yağlı besinlerin tüketilmesi ve b kalorinin harcanamaması, güneşle temasın daha az olmasının getirdiği bazı hormonal değişiklikler,D vitamin düşüklüğü ve kapalı havaların oluşturduğu stres ,soğuk nedeniyle damarlarda spazmın tetiklenmesi kış aylarında kalp krizi artışının temel nedenleridir.

“YÜKSEK TANSİYONU OLANLAR DİKKAT!”

Soğuk havada vücut mevcut ısısını korumak üzere cilde daha az kan gönderir ve bunu da tüm damarlarda özellikle cildi besleyen damarlarda büzülme oluşturarak yapar. Bu büzülme otomatik olarak tansiyonun yükselmesine neden olur.”

“GRİP SALGINLARI KALP HASTALARINDA  SORUNLARA YOL AÇABİLİR”

Koroner kalp hastaların da kalp krizi riskinin artışı yanında, kalp hastalarında kışın artan grip salgını da kalp hastalarında ciddi problemlere yol açabildiğini söyleyen Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, alınması gereken tedbirleri sıraladı: ” Enfeksiyonlar özellikle kalp yetersizliği olan hastalarda klinik seğri ağırlaştırıp hastalığın alevlenmesini tetikler.Kış aylarının kalbinize yaptığı etkileri azaltmak için bazı önlemler almak gerekir.Özellikle soğuk havada yapılacak aktiviteler sırasında, mümkün olduğunca dışarıda çok fazla kalmamak ve ağır işler yapmamak gerekir. Bu aktivite soğuk,rüzgarlı hava daha hafif bir yokuşta veya karlı bir yolda yürümek dahi olsa dikkat etmek gerekir. Soğuğun etkisini en aza indirmek için birkaç kat halinde sıcak tutacak giysiler giyilmelidir.Isı kaybının büyük kısmı baş bölgesinden olduğu için bere veya şapka, eldiven, atkı kullanılmalıdır.Rüzgarlı havalarda rüzgarı arkanıza alarak yürümek daha doğrudur.Özellikle kalp hastası olduğunu bildiğimiz kişilerin ağzını bir atkı ile örtmesi faydalı olacaktır.Kalbin üzerine binen yükü azaltmak için, sık sık dinlenme araları verilmelidir.Eğer spor amaçlı yapılan bir aktivite ise sabah saatleri ve güneşli günler tercih edilmelidir. Öncesin de ağır yemek yemekten ve alkol almaktan kaçınılmalıdır.Alkollü iken soğuk havada yürümek veya spor yapmak hem vücut ısısını daha çok düşmesine,hem de kalp yükünün çok artmasına sebep olacaktır.Hemen yemek sonrası yapılan aktiviteler için de aynı şey geçerlidir. Ayrıca sigara içmiş olarak egzersiz yapmak da kalp krizi riskini çok arttırmaktadır.Çünkü, sigara bir çok zararının yanında, aynı zamanda koroner damar büzüşmesini arttırmakta ve kanın pıhtılaşmasına sebep olmaktadır.Sigara içmeyin ve sigara içiyorsanız mutlaka bırakın.”

“YENİ EGZERSİZE BAŞLAMADAN DOKTORUNUZA DANIŞIN”

Prof.Dr. Başer son olarak şu uyarıyı yaptı ve “Düzenli olarak egzersiz yapmıyorsanız, orta yaş ve üzerindeyseniz, soğuk havada yeni egzersize başlayacaksanız, öncesinde mutlaka doktorunuza danışmanız doğrudur.Spor konusunda da dikkatli olmak,ağır spor faaliyetlerinden uzak durmak doğru olacaktır. Spor yapmak isteyenler kapalı spor salonlarını tercih edebilirler.Kardiyovasküler hastalıkları olanların grip ve zatürre aşılarını yaptırmaları riskilerin azaltılmasında önemli katkıda bulunacaktır.”diye konuştu.